30 Nisan 2010 Cuma

29 Nisan 2010 Perşembe

android hakkaten


eset nod 32

28 Nisan 2010 Çarşamba

acayip politik muhabbetler

cerahat kurcaladığı müzik programında yaptığı bi kaydı raa'ya gönderir, raa da kayıtta sağ sol kanal muhabbeti var mı onu sorgular ve olaylar gelişir:

raa: sağ sol kanal mı var?

cerahat: ne bilim olm

raa: :D

cerahat: sence var mı, sen inanıyo musun günümüzde hala sağ sol olaylarının kaldığına?

raa: lan olm, hahahah, sağ hoparlör çalışmıyor ya onu soruorum

cerahat: yok yok, tamam

raa: aakhdfijdşkljdfhiklasdglşsd

jö vü

aniden fransızca anlamaya başlayacaksınız dikkat edin:

26 Nisan 2010 Pazartesi

soner sarıkabadayı gibi şarkı sözü yazma rehberi

gibi gibiyim'den yine dev hizmet!

murat boz, sertab erener ve bir çok ünlüye verdiği bestelerle yıldızı parlayan son zamanların sık duyduğumuz isimlerinden soner sarıkabadayı gibi şarkı sözü yazma rehberi!

Talimatlar:

1- öncelikle etrafımızdan makul olmak üzere -bijon anahtarı değil mesela- bir aytım seçiyoruz, misal "bardak". seçtiğimiz kelime nakaratın son mısrasında bir deyim ya da kalıp içinde yer almalı, unutmayalım nakaratın son dizesi şarkıya adını veren vurucu kısımdır.
mesele "bardağın dolu tarafı" güzel bir seçim olabilir.

2- sıradaki adım ise 3. dizeyi yazmak. o da son dizeyi tamamlayan bir şey olmalı:

"senin göremediğin şey...
bardağın dolu tarafı."

soner sarıkabadayı şarkıları kafiye olarak genelde A, B, C, B formatında olduğundan dolayı işin büyük kısmını şimdiden yapmış bulunuyoruz.

3- ikinci dize son dizeyle kafiyeli olacağından:

"sayende oldum insan sarrafı"

4- ilk dizeyi de "günahlarım boynuna" diye genel bi yargıyla tamamlarsak ve bunları toplayıp biraz da makyajlarsak şöyle bişey çıkar ortaya:

tüm günahlarım boynuna
sayende oldum insan sarrafı
senin göremediğin tek şey var
o da bardağın dolu tarafı


şarkının adı mı? tabii ki de "BARDAK".

talimatlara uyarak siz de evinizde kendi soner sarıkabadayı bestenizi yapabilir hatta yaza damgasını vuracak bir single bile çıkartabilirsiniz!

öğrenci milletine hizmet gibi olay

halkın blogu gibi gibiyim sırf makara kukara yapmıyor, halka hizmet de sunuyor!!!

finallerin nefesini ensenizde hissettiğiniz şu güzide günlerde, sıcak havanın ve hormonların etkisiyle eliniz kaleme kitaba gitmiyor mu?

işte öğrenci milletine on numara faydası olacak bir hizmet, ders çalışma şarkısı!

25 Nisan 2010 Pazar

sadrazamın sol biraderi ferdinand


bana mı öyle denk geldi bilmiyorum ama ilköğretim ve lise boyunca bu "avusturya macaristan kralı osmanlı sadrazamına biraderim diyecekti." şeklinde birşey öğretilirdi.

devlet başkanı seviyesindeki insanların birbirine "biraderim", "kanka", "hacı", "hocam" şekline hitap ettiğini düşünmek dahası bunun okulda öğretilmesi oldukça komik gelirdi bana hep o yıllarda.

şimdi ise kendimi dönemin avusturya kralı yerine koyuyorum da tüm dünyanın huzurunda ne kadar avusturyalı varsa hepsinden tek tek özür dilemek zorunda hissediyorum. bu ne biçim bi anlaşma maddesi lan? bari testislerini sıkıp istiklal marşını tersten okutsaymışınız adamlara.

-bana abi diyeceksin ferdinand. savaşı kaybettin madem ne istersem yapacaksın.
+abi etme eyleme gözünün yağını yiyim. beni milllete rezil etme. bütün dünyanın kralının, dükünün önünde şerefimi iki paralık etme.
-ben anlamam ferdi. sadrazamıma birader, vezirlerime de kankito diyeceksin.

çekilişsiz kuponsuz dev fırsat!

posta ve güneş gazetelerinden sonra blogunuz gibi gibiyim'den sizlere özel bir hediye, aşkların efendisi nihat doğan'ın boy posteri! resmi farklı kaydedin, bastırın; ister odanıza, ister iş yerinize asın ve sevdiklerinizle paylaşın!




22 Nisan 2010 Perşembe

touch again

bugün bir arkadaşımla beraber evden çıkıp okula gitmek üzere 4 levent metro istasyonuna gittik. arkadaş sürekli dırdır edip kafa ütüleyerek acele etmemizi falan söylerken, akbilimin boş olduğu aklıma geldi ve istasyon içerisinde bulunan akbil otomatlarına yöneldim. aletlerden birinin başında akça pakça temiz giyimli 60 yaşlarında bir amca ile kendisi gibi açık tenli şık giyimli eşi duruyordu. adamya yaklaşınca gördüm ki ekrandaki "şimdi akbilinizi tekrar dokundurunuz." yazısına ne olduğunu anlamamış gibi aval aval bakıyor. özel üretim beynim sayesinde bir anda adamın turist olabileceğine, ekranda yazan yazıyı anlamadığına ve ne yapması gerektiğini bilmez şekilde bakındığına karar verdim. bu kompleks kurguyu milisaliseler mertebesinde bir sürede gerçekleştirdikten sonra adama usulca yanaşıp "touch again" dedim. adam da kırk yıllık londralı gibi bu emrimin ardından akbilini tekrar dokundurdu. o an bir turiste yardım etmiş olmanın enfes misafirperverliğiyle coşarken korkunç bişey oldu.

adam bana döndü ve " beş lira yükleyeceğidim. yirmi lirayı aldı para üstü de vermedi. burdaki adamları falan hep galdırmışlar amuğa goyyim..." dedi.

yıkılmıştım. arkadaşımın piç piç sırıtmasını gördüm bir an.

kendime geldiğimde "iyi ki nasılsa anlamaz diyip adama -turist olmuşsun ama adam olamamışsın. ne bakıyon mal mal ekrana...- minvalinde sözler söylemedim" diye şükrediyordum.

işte dostlarım bu anıdan çıkaracağımız ders; "ne olursa olsun insanları dış görünüşlerine göre yargılamayın. londralı diye yaklaştığınız adam zonguldaklı çıkar böyle çökelek gibi kesilir kalırsınz.."

bu anımı bir şarkıyla süslemek isterim:

mahrum eyleme

twin reverb’üne kurban olduğum
sustain’inden beni mahrum eyleme
distortionlu tonların arasından
mustaine’inden beni mahrum eyleme

delay’lidir akis eder seslerim
chorus gelir hüzün dolar hislerim
pitchshifter’a derin saygı beslerim
beni flanger’dan mahrum eyleme

kah geçerim humbucker’dan single’a
kah geçerim ritimlerden soloya
marshall’dır bu cayır cayır bağıra
beni güzel tondan mahrum eyleme

sarıcoğlan der ki les paul iyice
fender’in tonları parlaktır, ince
ses var diye karşı komşu gelince
kibarlıktan beni mahrum eyleme

samimi ol canımı ye


ne dolandırıyosun lafı arkadaşım?

teraziye tıklayın siz de arada.

21 Nisan 2010 Çarşamba

new york görmüş adamım ben ya



adamın öyle aklını alırlar kamiiiil!

20 Nisan 2010 Salı

bilim tıkandı bilim açmazda

raa: TÜRK BİLİM ADAMLARI ZOR DURUMDA

cerahat: rep mi lazımmış, teraziye mi tıklayalım?

raa: :D

cerahat: hemen yaparız

raa: milliyette bi haberin alt başlığı bu

cerahat: para mı lazımmış? toplayalım arkadaş arasında üç beş bişeyler?

raa: kredi çeksinler aq

cerahat: sorma lan, hangi devirdeyiz

19 Nisan 2010 Pazartesi

dönsen bile


her zamanki gibi yemekteyiz izlerken reklam arasında hop bi cingıl giriyo araya seda saylon ekranlara geri dönecekmiş, fonda çalan şarkı da:

dönsen bile dönsen bile
bulamazsın beni bende
araya ayrılık girdi
sen nerdesin, ben nerde

ironi mi olmuş, failatün failatün fail'ün den fail mi olmuş bilemedim.

18 Nisan 2010 Pazar

wireless teknolojisini götünden anlayan adamın hazin sonu


yıllardır ar-ge' siyle dizaynıyla uğraşılan, yoluna trilyonlar dökülen kablosuz ürün teknolojisi bu mu lan? falçatayla klavyenin kablosunu kesince wireles mı oldu yani? ayıp.

adımı çılgın diye verdim ondan öyle oluyo bunlar hep

not: yukarıdaki görsel ismail yk'nın çılgın adlı klibinden üstün sikrın çepçür teknikleriyle alınmıştır.

deli deli olmayın ya


olacağı buydu, ya ne olacağıdı?

15 Mart 2010 Pazartesi

nasıl?


bi de utanmadan altına yorum mu yaziim?

geri döndük!




evet geri döndük ve bir halı saha maçında takımı 5-0 yeniliyorken hadi başlıyoruz -eller alkış şeklinde çırpılıyor- tadında bi başlangıç peşindeyiz.

beyler hadi başlıyoruz!

26 Aralık 2009 Cumartesi

kaming suun!

15 Haziran 2009 Pazartesi

hayatı sorgulatan fotoğraf

yıllarca dünyaya bir çift siyah camın arkasından bakan ayna üyeleri çıplak gözle aynı karedeler:


7 Haziran 2009 Pazar

iddaa ve maydanoz

nerden çıktı şu diyetisyenler, bitki uzmanları falan filan. yok efendim fesleğen yaprağı ona iyi geliyomuş, muz kabuğu şu hastalığın ilacıymış. ben de varım diyorum:

"iddaacılar sözüm size maydanoz 6. hissi kuvvetlendiriyor!"

yarın bi gün iddaa bayilerinde maydanoz yiyenleri, önlerinde demet demet maydanoz satan teyzeleri görürsem diye korktum şimdi.

30 Mayıs 2009 Cumartesi

turist rahatlığı

özellikle istanbul'da yaşamaya başladıktan sonra çok net şekilde gözlemlediğim bir husus bu.

"uçaktan inerken bi sürü para döktük geldik olabildiğince umarsız ve özgür olmalıyız." diye yemin mi ediyorlar nedir? ilk bir iki sefer yadırgamıştım bu durumu ama artık alıştım ben de.

sıkış tepiş belediye otobüsü, nefes almak imkansız, leş gibi ter kokusu vs. ama bir grup turist var arkada bağıra çağıra kahkahalar ederek takılıyorlar. ulan bi bakın etrafınıza sizden başka kimse var mı böyle davranan. insanlar sabır ve suküt içerisinde inecekleri durağa varmayı bekliyor. ama yok arkadaş turistler her saniye gülecek bişey buluyor ve patlatıyor kahkahayı...

japon desen bok görse fotoğrafını çekmek istiyor. ortaköy'de bir çift kavga etmiş kız ağlıyor oğlan çıldırmış bir halde oturuyor. japon abla geçmiş karşılarına resim çekmeye çalışıyor. lan ne bu rahatlık, kendi memleketinde yapsan bunu böğrüne böğrüne sokarlar katanayı. ama yok abla turist ya rahat ya...

işte böyle dostlarım. tanrım bize de okyanus aşırı ülkelere turist olarak gitmek, sokak ortasında zart diye osurmak ve dahi burnumuzu karıştırabilmek nasip etsin.

29 Mayıs 2009 Cuma

28 Mayıs 2009 Perşembe

27 Mayıs 2009 Çarşamba

lise müzik öğretmeni vizyonu

ilk bakışta yadırganacak, anlamsız bulunacak bir olgu gibi gelebilir dostlarım ama var böyle birşey. hem de az buz değil dünya tarihini değiştirmiş bir lider kadar geniş bir vizyonu var görebildiğim kadarıyla lise müzik öğretmenlerinin.

nerden mi çıkarıyorum? liseler için yazdıkları o akıl almaz marşlardan tabi ki...

şu ana kadar karşılaştığım tüm lise marşları bir ülkeyi yoktan var etmiş, düşmanlardan kurtarmış, yüzbinlerle tek başına savaşmış bir liderin yazabileceği türden sözler içeriyordu. bazı örnekler sunacağım ve sizler de göreceksiniz:

örneklere kendi okulumun marşıyla başlıyorum, bursa fen lisesi' nin duymamla gülmeye başladığım için gerisini hatırlayamadığım süper marşının ilk sözleri şöyle buyuruyor:

demokrasi yolunda yükselen halkın sesi
uygarlığın peşinde bursa'nın fen lisesi.

hey de hey...

ikinci örneğim bursa erkek lisesi marşından bir bölüm:

içimizde parıldar
vatan, millet sevgisi
örnektir okullara
bursa erkek lisesi.

çok basit çok yalın bir anlatım milliyetçilik vurgusu ama daha önemlisi tüm diğer okullara örnek teşkil etmek gibi bir misyon. fantastik.

ortaklar lisesi marşı:

Ortaklar'ın baştâcı, karanlığa ilacsın,
Güzelliklere ışık, geriliğe düşmansın,
Aydınlığa giden yol, mutluluğa umutsun,
Dilerim genç nesiller senden yoksun kalmasın.
Atamın ilkesi, kalitenin simgesi, ülkemin sevdalısı Ortaklar Lisesi.

vay canına yandımının. genç nesilleri aydınlatma gibi bir misyonu var ortaklar lisesinin yirmi öğretmen iki hademe ve bir kantinci kadrosuyla. hayallerde yaşıyor sanırım birileri...

pertevniyal lisesi marşı:

İlim irfan hakikat erdemlik sende pek bol
Sen verdin hepimize sağlam kafa sağlam kol
Senin gösterdiğindir dünyada en doğru yol
Ümidi senden aldık sensin ülkü emin ol

Dünya durdukça senin verdiğin bu gür sesi
Doğruya haykırırım pertevniyal lisesi.

hell yeah!!


her neyse örnekleri artırmak okunurluğu düşüreceğinden burada kesiyorum. işte sevgili dostlarım içine girdiğinizde sidik kokusundan burnunuzu tıkayarak gezeceğiniz liselerimiz nasıl da bir şanlı orduymuş bir medeniyet deryasıymış gibi marşlarla yüceltiliyor.

bunları okuduktan sonra size soruyorum lise müzik öğretmenleri vizyonun en hasına sahip değil de nedir?


[not: siz de yorum bölümüne kendi liselerinizin marşlarını ekleyebilirsiniz...]

26 Mayıs 2009 Salı

haaaaydiiii haaaaaydiiiii


O kadar tembihledim size kızım kırda çayırda bilmediğiniz mantarları yemeyin diye.

akın akın kompela

X: hangi futbolcu araba kullanmaz
Y: hakan taşıyan?
X: fitbolcu dedik lan
Y: pardon lan, hakan şükür?
X: o niye olm, allah allah
Y: hakan taşıyo ya onu, arabaya gerek yok
X: peki, cevabı veriyorum: yaya toure
Y: yaya tur diyosun?
X: yaya işte adam, arabayla işi olmaz
Y: ehehe, önümde bi futbolcu listesi olsa kompela zamanından kalma futbolcu isimleriyle laf esprisi yapma ekolünü diriltirim.
X:kaynattım aşureyi, öptüm yaya toure'yi

25 Mayıs 2009 Pazartesi

google vs microsoft

X: o değil de, bence son 3 günün en önemli internet olayına imza attık. interneti türkiye de bi adım öteye taşıdık. google bizi satın almaya kalkacak. geleceği görüyorum, microsoft'la kapışacaklar. gurur yapmayalım lan kim daha çok veriyosa ona gidelim. "para mevzubahis ise gerisi hikayedir" diye bi atasözü var.
Y: ya bence biraz piyasayı kızıştıralım ama yine de google'a satalım.
X: fiyat arttırırız tabi, ben derim microsoft'a: ya bizim gönlümüz sizde ama
google bu kadar veriyo siz de arttırın da yabancıya gitmeyelim falan diye ayaklar yaparım.

kısacası hayallerde yaşıyor... lan neyse